Copyright © 2008 by ACP All Rights reserved E-Mail: info@yunusemre.nl

Yunus Emre Vakfinin sitesine hosgeldiniz
YUNUS EMRE
Türk sair. Anadolu'da tasavvuf akiminin ve Türkçe siirin öncüsü. Insanlik sevgisine dayanan bir görüs gelistirmistir. Yasami konusunda yeterli bilgi olmadigi gibi onunla ilgili kaynaklarda anlatilanlar da birbirini tutmamakta, nerede, hangi yilda dogdugu kesinlikle bilinmemektedir. Kimi kaynaklarda Anadolu'ya Dogu'dan gelen Türk oymaklarindan birine bagli olup, 1238 dolaylarinda dogdugu söylenirse de kesin degildir. 1320 dolaylarinda Eskisehir'de öldügü söylenir. Anadolu'nun pek çok yöresinde 'Yunus Emre' adini tasiyan ve onunla ilgili görüldügünden 'makam' adi verilen yerler vardir. Bir belgeye göre 1240-1320 yillarinda yasamistir. Porsuk suyunun Sakarya'ya karistigi yerdeki Sariköy'den yetismis ve orada ölmüstür (günümüzde kabul edilen anitmezari buradadir). Öte yandan Karaman'da dogup yasadigi, gene orada öldügü de ileri sürülmektedir. Bu görüstekilerin dayandigi belgelere göre, Horasan'dan Karaman'a göç etmis bir seyh ailesindendir. Babasinin adi Ismail'dir. Hakkindaki menkibelere göre ögrenim görmemistir; okuma yazma da bilmemektedir. Oysa siirlerinden, medresede yetistigi, geleneksel Islam bilimlerinin yani sira Arapça ve Farsça ögrendigi, ayrica Iran ve Yunan mitolojisi ile tasavvuf tarihini inceledigi anlasilmaktadir. Bektasi Velayetname' sine göre gençliginde çiftçilikle ugrasmis, sonradan Taptuk Emre adli seyhin müridi olmus, Taptuk Emre'nin tekkesinde uzun yillar hizmet ettikten sonra dervislik gelenegine uyarak gurbete çikmis, insanligi tarikat yoluna çagiran siirleri genis bir çevreye yayilmistir. Ilahileri, yirminci yüzyil basina kadar tekkelerde okunmustur, onun yolunu izleyen (Sait Emre, Âsik Pasa, Kaygusuz Abdal, Haci Bayram, Esrefoglu Rumi, Hatayi, Niyazi-i Misri vb.) hatta onun mahlasini kullanan (Miskin Yunus, Dervis Yunus, Âsik Yunus, Yunus Dede, vb) sairler yetismistir. F. Köprülü' nün Türk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar (1918) yapitinda onun yasami ve siirlerini konu edinmesinden sonra aydinlar, edebiyat çevreleri, genis bir okur toplulugu onunla büyük ölçüde ilgilendi. Edebiyat tarihçileri, hakkinda pek çok inceleme yayimlamislardir. Yunus Emre'nin Makamlari:
1. Bursa Emirsultan'a giden yol üzerinde Sibli mevkiinde eski sa'di tekkesinin yanindaki mezar;
2. Afyonkarahisar Sandikli ilçesi Çayköy'ündeki mezar;
3. Erzurum'a bagli Müskivant ya da Tuzcu köyünde Yunus Emre ve Tapdik Emre adinda iki türbe-mezar;
4. Ünye;
5. Eskisehir-Afyonkarahisar demiryolu üzerinde Döger köyünde Emre Sultan mezari;
6. Izmir'in Tire ilçesinde Yunus Emre Camii (Vakf-i Camii Serif-i Yunus Emre der Tire);
7. Sivas;
8. Konya -simdi Nigde'ye bagli- Aksaray'da Tapdik köyünde bir tepe üstünde Tapdik ve Yunus Emre'ye ait iki türbe-mezar;
9. Kirsehir ;
10. Bolu;
11. Keçiborlu;
12. Uluborlu;
13. Manisa'nin Kula ilçesi Emre Sultan Köyünde türbede Tapdik Emre ile Yunus Emre'ye ait mezarlar;
14. Konya-Karaman'da Kirisçi Baba (Yunus Emre) Camii;
15. Eskisehir Sakarya Sariköy'deki türbe mezar.
Yapilan arastirmalara göre siirlerinin toplandigi 'Divan' ölümünden yetmis yil sonra düzenlenmistir. Anadolu'da 'Yunus Emre' adini tasiyan ve Yunus Emre'den çok sonralari yasamis baska sairlerin yapitlariyla karisan siirlerinin bir bölümü dil incelemeleri sonunda ayiklanmis, böylece 357 siirin onun oldugu konusunda görüs birligine varilmistir. Gene Yunus Emre adini tasiyan ve baska sairlerin elinden çiktigi ileri sürülen 310 siir daha derlenmistir. Onun dil, siir ve düsünce bakimindan özgünlügü ve etkisi, ilk düzenlenen Divan'daki siirleri nedeniyledir. Yunus Emre, hece ölçüsünü kullanmis, özellikle yedi ve sekiz heceli kaliplarla yazmis, ama hemen bütün öteki kaliplari ve aruz ölçüsünü de denemistir. Halk siirine özgü dörtlüklerle yazdigi siirlerden baska gazel biçimiyle, beyitlerle de yazmis, gazel biçimini heceye uygulamistir. Aruz kullandiginda da uyak konusunda genellikle halk gelenegini izlemis, yarim uyaklarla yazmis, sik sik redife de yer vermistir. Yunus Emre Oguz lehçesiyle ve çaginin konusma diliyle yazmis olmakla birlikte kullandigi sözcüklerin tümü Türkçe degildir. Ayrica Farsça dil kurallarina uydugu, bu kurallarla ad ve sifat tamlamalari kurdugu ve Türkçe sözcükleri yabanci baglaçlarla bagladigi görülür. Bazi sözcüklerin hem Türkçesini, hem Arapçasini ya da Farsçasini birlikte kullanmistir. Ama Yunus Emre'nin siirlerinde Oguz lehçesi olaganüstü bir anlatim gücüne, benzeri az görülen bir uyum güzelligine ulasmistir.
Yunus Emre'nin siirinde, edebiyat tarihi bakimindan, dil, düsünce, duygu ve yaraticilik gibi dört önemli sorun sergilenir. Bu sorunlar bir görüs ve inanis bütünlügü içinde ele alinir, insan konusunda odaklastirilir. Siirde islenen konular ise insan, Tanri, varlik birligi, sevgi, yasama sevinci, baris, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük, erdem, eliaçiklik gibi genellikle gerçek yasami ilgilendiren kavramlardir. Yunus, bu kavramlari, siirinin bütünlügü içinde temel öge olarak sergilemistir. Insan bir 'sevgi varligi'dir, tin ile gövde gibi iki ayri tözden kurulmustur. Tin tanrisaldir, ölümsüzdür, gövdede kaldigi sürece geldigi özün ve yüce kaynaga, tanrisal evrene dönme özlemi içindedir. Gövde dagilir, kendini kuran ögelere ayrilir. Içinde insanin da bulundugu tüm varlik evreni toprak, su, ates ve yel gibi dört ilkeden kurulmustur. Bu dört ilke yaratilmistir, yaratici da Tanri'dir. Tanri, bu dört ilkeyi yarattiktan sonra, ayri ayri oranlarda birlestirerek varlik türlerinin olusmasini saglamistir. Insan, sevgi yoluyla Tanri'ya ulasir, çünkü insanla Tanri arasinda özdeslik vardir. Ancak, insanin bu madde evreninde bulunmasi, tinin tanrisal kaynaktan uzak kalmasi bir ayriliktir. Bu ayrilik insani, yasami boyunca Tanri'yi düsünme, ona özlem duyma olaylariyla karsi karsiya getirmistir. Gerçekte insan-Tanri-evren üçlüsü birlik içindedir, var olan yalniz Tanri'dir, türlülük bir 'görünüs'tür. Çünkü Tanri, kendi özü geregi, bütün varlik türlerini kapsar, her varlikta yansir. Evreni kuran ögelerle insanin gövdesini olusturan ilkeler özdestir. Bu özdeslik tanrisal tözün bütün varlik türlerinde, biçimlendirici bir öge olarak bulunmasindan dolayidir. Tanrisal tözün nesnel varliklarda bulunmasi bir 'yansima' niteligindedir, çünkü Tanri yarattigi nesnede yansiyinca 'olus' gerçeklesir. Sevgi insanda birlestirici, bütünlestirici bir egilim niteligindedir. Yunus Emre, sevgiyi Tanri ve onun yarattigi tüm varliklara karsi duyulan bir yakinlik, bir egilim diye anlar. Sevginin eregi yüce Tanri'ya ölümsüz olana kavusmak, onun varliginda bütünlüge ulasmaktir. Tanri insanla özdes oldugundan kendini seven Tanri'yi, Tanri'yi seven kendini sever. Çünkü sevgi kendini baskasinda, baskasini kendinde bulmaktir. Sevginin olmadigi yerde, öfke, kirginlik, çözülme ve birbirinden kopukluk gibi olumsuz durumlar ortaya çikar. Sevginin degerini yalniz seven bilir, sevmek de bir bilgelik, bir olgunluk isidir. Yeterince aydinlanmamis, Tanri isigindan yoksun kalmis bir gönülde sevginin yeri yoktur. Bütün varlik türlerini birbirine baglayan, onlari tanrisal evrene yönelten sevgidir. Sevgi bir çikar araci olmadigindan seven karsilik beklemez. Dost kisi gerçek seven kimsedir (âsik). Dost baska bir anlamda da Tanri'dir, kisinin gönlünde isiyan tözdür. Yunus Emre'de yasamak tanrisal tözün bir yansimasi olan evrende sevinç duymaktir. Çünkü, bütün varlik türlerinde Tanri görünmektedir, bu nedenle severek, düsünerek yasamayi bilen kimse her yerde Tanri ile karsi karsiyadir. Yasamak belli nesnelere baglanmak, yalniz gelip geçici varliklari edinmek için çirpinmak degildir. Böyle bir yasama biçimi kisiyi tanrisal tözden uzaklastirdigi gibi yetkinlikten, bilgelikten de yoksun kilar. Yunus Emre'nin dilinde bilge kisinin adi 'eren'dir. Eren baris içinde yasamayi, bütün insanlari kardes görmeyi, kendini sevmeyeni bile sevmeyi bilen kisidir. Onun gönlü yalniz sevgiyle, dostluk duygulariyla doludur. Evreni bir tanrisal görünüs alani olarak bildiginden, erenin evrene karsi da sevgisi, saygisi vardir. Erenin gözünde insan bir küçük evrendir, büyük evren ise tanrisal tözün kusattigi sonsuz varlik alanidir. Eren olma asamasina ulasmis kiside erdem, alçakgönüllülük, eli açiklik, yetkinlik, olgunluk bir bütünlük içinde bulunur.Ölüm tinin gövdeden ayrilip tanrisal kaynaga dönmesiyle gerçeklesir. Bu nedenle ölüm tinle gövde arasinda bir ayriliktir. Gerçekte ölüm yoktur, tinin ölümsüzlüge ulasmasi, yüce kaynaga dönüsü vardir. Çünkü, bütün varlik türleri tanrisal tözün yansimasi oldugundan, salt ölüm de söz konusu degildir. Ölümün bir baska anlami da bilgiden, erdemden, yetkinlikten, sevgiden yoksun kalmaktir. Yunus Emre'nin siirinde Yeni-Platonculuk'tan kaynaklanan Tasavvuf ögretisinin bütün sorunlari bulunur. Bunlara yeni bir çözüm getirmez, Yeni-Platonculuk'un yöntemine dayanarak yorumlar ileri sürer. Bu nedenle onun siiri Yeni-Platonculuk'un Türkçe açiklanisidir.
Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakimindan, önemli bir yani da Anadolu'da, Türkçe siir dilinin öncüsü olmasi ve tasavvuf sorunlarini yalin, kolay anlasilir bir dille söyleyisi nedeniyledir. Siirleri söyleyisi akici, sürükleyici bir nitelik tasir. Tasavvufun en güç anlasilir kavramlarini, Türkçe'nin ses yapisina uygun biçimde dile getirir, siirinde duygu ve düsünce birliginden olusan bir derinlik görülür. Yer yer yalin halk söyleyisine yaklasan dilinde anlam-uyum baglantisi bütüncül bir içerik tasir. Ona göre önemli olan bir sözü etkili biçimde söylemektir. Bu nedenle sözün bos bir kavram olmamasi, bir varlik sorununu, bir düsünceyi dile getirmesi gerekir. Insan ancak söz söyleme yetisiyle insandir, konusan Tanri durumundadir. Yunus Emre'de Türkçe, siir dili olma yaninda, düsünceyi içeren, açiklayan bir odak özelligi kazanmistir. Dilinin ariligi, anlatiminin siirsel gücü, dinsel inancindaki içtenligi, ask, ölüm gibi evrensel siir konularini etkileyici biçimde anlatisi vb. dolayisiyla bütün Türk edebiyatinin en büyük sairlerinden biri sayilmistir. Günümüzde onun asil büyük degerinin ise her dinden, her inançtan insanlara ayni gözle bakan insan sevgisinden kaynaklandigi kabul edilmektedir. Yunus Emre'nin biri siiri, öteki düsünceleriyle olmak üzere, iki yönlü bir etkisi vardir. Gerek dili, gerek görüsleri bakimindan halk siirinin de öncüsü sayilmaktadir. Özellikle tasavvuf inançlarini benimseyen Alevi-Bektasi gelenegini sürdüren halk ozanlari üzerindeki etkisi büyük olmustur.

Iletisim adreslerimiz:
Adresimiz:
Kijkduinstraat 17
1055 XP Amsterdam
Telefon numaralarimiz:
Tel: 020 - 682 00 90
Fax: 020 - 682 00 62